Bir Yüreğin Çöküşü-Bir Kadının Hayatından Yirmi Dört Saat

22,8 TL 38 TL

Bir eş ve baba olan Bay Salomonsohn’un hiddet duyduğu her şey, zaman içerisinde artık ona acı vermeyi bırakır. Ailesinin içindeki varlığı kendi deyimiyle bir hayalete dönüşür. Böylelikle başlar insanlara ve kendine karşı duyduğu yabancılaşma ve yüreğinin ölüme giden yolculuğu... 

“Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan kaba kuvveti gerekmez; hatta gelişigüzel bir sebeple yıkımı yaratmak, onun ele avuca sığmaz şekil verme arzusunu tahrik eder.”

 

***

Kızlarını ve eşini, henüz yeni tanıdığı bir adama duyduğu tutkulu aşkı uğrunda terk eden bir kadının üzerine, yükselen konuşmalarda kendini ve geçmişini bulan bir başka tutkulu kadının yirmi dört saatlik öyküsü…

“Bir kadının, hayatının bazı anlarında kendisi istemese ve fark etmese de bazı gizli güçlerin esiri olabileceği, insanların bu gerçeği reddetmesinin altında, kendi içgüdülerinden, doğasındaki şeytanlıklardan korkmasının yattığını, kendilerini ‘kolay baştan çıkaranlara’ göre daha namuslu, daha temiz hissettikleri için mutlu olduklarını söyledim. Oysa benim şahsen bir kadının kendisini içgüdülerine özgürce bırakmasını, tutkularının peşinden gitmesini, genelde olduğu gibi kocasının kolları arasında, gözleri kapalıyken onu aldatmasından daha dürüstçe bulduğumu belirttim.”

Çevirmen Şule Şenkaya
Kategori Hikâye
Cilt Türü Karton Kapak
Basım Tarihi: 29-08-2022
Basım Yeri: Ankara
Baskı Sayısı 1
Ebat: 13.5X19.5
Dil: Türkçe
Kâğıt Türü: Kitap Kâğıdı
Sayfa Sayısı: 112
Stefan Zweig

Stefan Zweig, 1881 yılında o zaman Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti olan Viyana’da, Yahudi asıllı zengin bir ailenin oğlu olarak doğdu. Babası tekstilci, annesi köklü bir bankacı ailesinin kızıydı. O yıllarda Viyana, sanat ve kültürün beşiği olduğundan, bir de Zweig'ın ailesinin varlığı eklendiğinden, küçük yaşlardan itibaren hiçbir kültürel ve sanatsal faaliyetten geri kalmadı. Entelektüel bir yaşam için yabancı dil öğrendi, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca'ya hakim oldu. Viyana ve Berlin Üniversiteleri'nde Felsefe öğrenimi gördü. Şiir yazmaya başladı ve şiir konusunda Hugo von Hofmannsthal ve Reiner Maria Rilke'den etkilendi. Edebiyata ilk adım attığı yıllarda yetenekli, genç bir şair olarak adından söz ettirdi. Verhaeren’den çevirilerle yayın hayatına giren Zweig, ilk şiirlerinde Hoffmansthal’ı takip etti. Bu dönemde yeni Alman romantizmi tarzında tiyatro eserleri de verdi.

Öğrencilik yıllarında bir şiir kitabı da çıkardı. Editörlüğünü Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl’in yaptığı Neue Freie Presse’de yazıları yayımlandı. Bu yıllarda edebî yeteneğini kanıtlayan Zweig, böylece aile mesleğini devam ettirmek yerine yalnızca edebî kariyerine odaklanma imkânını buldu.

Üniversiteyi bitirdikten sonra Brüksel, Londra, Paris gibi önemli Avrupa merkezlerini gezen Zweig, birçok tanınmış sanatçıyla arkadaşlık kurdu. Bu sanatçıların arasında heykeltıraş Auguste Ronin, öykü yazarı Rainer Maria Rilke ve şair William Butler Yeats yer almaktadır. Bu yıllarda tanıştığı Fransız yazar Romain Rolland ile dostluğu ise ömrünün sonuna kadar sürecektir.

Thomas Mann, Hugo von Hofmannsthal, Romain Rolland, James Joyce, Franz Werfel, Arthur Schnitzler, Ravel Toscanini ve Richard Strauss gibi ünlü isimlerle de dostluk kurdu.

1914’te Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş karşıtı olmasına karşın savaşın ilk yıllarında kendi ülkesini destekleyen Zweig, giderek uzayan savaş karşısında yılgınlığa kapılarak İsviçre’ye geçti. Burada Jeremias gibi savaş karşıtı eserler verdi. Zweig’ın savaş süresince değişen duygu ve düşünce dünyasının izi Günlükler’inde sürülebilir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Salzburg’a tekrar dönen Zweig, 1934 yılına kadar burada yaşadı. 1920 yılında Friderike Maria von Winternitz ile evlendi. 1922 yılında en ünlü eserlerinden biri olan Amok’u yayınladı. Uzun hikâye formunda olan bu öykü, Zweig’ın karamsar ruh hâlinin ve intiharına yol açacak olan yıkıcı hislerinin en önemli göstergelerinden biridir. Öykü ve romanlarıyla geniş okur kitlelerini yakalayan Zweig, bu dönemde Avrupa’yı saran aşırı milliyetçi, intikamcı akımlara karşı Avrupa medeniyetine bütüncül bir bakış getirmiştir. Zweig’ın Salzburg yılları, onun en üretken olduğu dönem olarak görülür. Korku, Mecburiyet, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat gibi öykülerinin yanı sıra Magellan, Marie Antoinette, Joseph Fouché biyografilerini bu yıllarda yazdı. Bu dönemde onu, popülerliği nedeniyle ucuz bir yazar olmakla suçlayanlar da vardı.

1933 yılında Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara gelmesiyle Zweig’ın hayatı değişti. Aynı yıl, meydanlarda yakılan kitaplar arasında Thomas Mann, Heinrich Mann, Franz Werfel gibi yazarların eserlerinin yanında Stefan Zweig’ın eserleri de vardı.

Paha biçilemez eserleri küle dönüşen Zweig, kahroldu. Çünkü bir yazar için kitapları, hislerinin düşüncelerinin vücut bulduğu yaratılar, onların çocukları gibidir. Bu olayın ardından 1934'te Zweig'ın evi Gestapo tarafından saygısızca arandıktan sonra, işte o zaman Zweig, kendisini çok değersiz ve umutsuz hissetti, bu durumlara daha fazla katlanamayacağını anlayarak, hayatında bir dönüm noktası olan, ülkeyi terk etme kararını aldı. Artık onun için Avrupa'sını beyninde taşıdığı gibi kitaplarını da yanında taşıyarak sürgün bir hayat başlamıştı. Londra'da bir yıl yaşadıktan sonra Portekiz'e sekreteri Lotte Altmann ile birlikte seyahate çıktı. 1939'da yanında bulunan vatandaşı Lotte Altmann'dan etkilenerek Merhamet adlı eserini kaleme aldı ve onunla 6 Eylül 1939'da evlendi. 1940'ta İngiliz vatandaşı olan Zweig, İkinci Dünya Savaşı sırasında, New York'a, Arjantin'e, Paraguay'a ve Brezilya'ya gitti. Brezilya seyahatini ve onu her gün kahreden Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu da kapsayan Satranç adlı eserini yazdı. Brezilya'da çeşitli eserler verdi.

Her gün memleketi Viyana'dan gelen haberleri can kulağıyla dinleyen ve kahrolan Zweig için tam on bir yıl önce Değişim Rüzgarı adlı eserine yazdığı intihar hayalini gerçekleştirme vakti gelmişti artık.

İtinayla toplanmış yazı masasının üzerine veda mektubu iliştirilmiş, kurşun kalemin ucu açılmış, ödünç alınan kitaplar gereğince not edilmişti. Zweig ve eşi 23 Şubat 1942 tarihinde uyku hapı içerek yaşamlarına son verdiler.

Stefan Zweig'ın itinayla kaleme aldığı son yazısı, belki insanlığa yön veren bir biçimde değildir ama içerisinde ne kadar müteşekkir olduğunu yazarak kendi sabırsızlığından şöyle bahseder:

 "Declaraçao

Hür iradem ve arzumla hayata veda etmeden önce son bir vazifeyi yerine getirmek icap ediyor: bana ve işime öyle iyi ve misafirperver bir teneffüs imkanı veren bu mükemmel ülke Brezilya'ya minnetimi ifade etmek. Giderek bu ülkeyi daha fazla sevdiğimi fark ettim ve kendi lisanımın dünyası benim için çöküp gittikten ve manevi vatanım Avrupa kendini yok ettikten sonra hiç bir yerde yaşamımı baştan kuramazdım. Fakat altmış yıl sonra tam olarak yeniden başlayabilmek için özel güçlere ihtiyaç duyulur. Ve benimkiler uzun yıllar göçebe hayatı yaşayarak tükendi. Böyle dik bir duruşla hayatımı sonlandırmayı daha iyi ve vakitli buluyorum, bu ruhani işi daima büyük bir haz ve şahsi bir hürriyet, yeryüzündeki en yüksek erdem olarak görüyorum.

Tüm dostlarımı selamlıyorum! Bu uzun gecenin sonunda şafak kızıllığını görmenizi dilerim! Ben, ziyadesiyle sabırsız olan ben, önden gidiyorum."

Stefan Zweig'ın Edebî Kişiliği

Stefan Zweig'ın eserlerine genel manada bakıldığında, kadın tutkusu ve iç dünyasını okuyucuyu etkileyecek biçimde kaleme aldığı görülmektedir. Zweig'ın bir kadın olmamasına rağmen böylesine kadının tutkusundan ve içindeki merhametinden haberdar biri olması oldukça etkileyicidir.

Zweig, insan psikolojisi ile çalışmalar yapan çağdaşlarından etkilenmiş ve çeşitli inceleme ve çıkarımlarını eserlerine yansıtmayı da ihmal etmemiştir. Örneğin, Korku adlı eserinde kocasını aldatan Irene'nin, kocasının durumu anlayacağı korkusuyla içinde patlayan volkanların etkisiyle nasıl yanıp tutuştuğunu, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat adlı eserdeki Mrs. C.'nin hissettiklerini, Merhamet adlı eserdeki Edith von Kekesfalva'nın, kötürüm genç bir kızın nasıl histerik nöbetleri geçirdiğini, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı eserde, gururlu bir kadının, çocuğunu yalnız başına, zorluklarla büyütmesini, yine buna benzer biçimdeki Wondrak adlı eserdeki, çirkinliği yüzünden sosyal baskı görüp ötelenen ve de insan yerine konmayarak tecavüze uğrayıp, hamile kalan genç bir bayanın çocuğunu mükemmel bir şekilde büyütme isteğine ve gücüne sahip olması ve de annelik iç güdüsünün çılgın yanını, Erika Ewald'ın Aşkı adlı eserde, bir kadının platonik bir aşk yaşaması sonucu duygularını, Karışık Duygular adlı eserde, Roland adındaki genç bir adama acı çektiren vicdan azabını yaşama şeklini, Satranç adlı eserindeki Gestapo’nun zorbalıklarına maruz kalmış ve çıldırma raddesine gelmiş olan Dr. B. 'nin hisleri ve son olarak Yürek Çöküntüsü adlı eserdeki yaşlı ve kendini oldukça yalnız hisseden bir babanın kızı için duyduğu ciddi manadaki endişelerini o kadar taptaze ve akıcı aktarmaktadır ki Zweig, biz okuyucular olarak da insanın iç dünyasına yolculuk yapabilme fırsatına nail olabilmekteyiz.

Bunların yanında, Stefan Zweig, tarih incelemelerinde adı geçen bazı kayda değer kişilerden çok etkilenmiş ve tarih sahnelerinde başarılı bir biçimde boy göstermiş olan söz konusu etkilendiği kişilerin biyografilerini kaleme almıştır. Çünkü biyografi ustası olarak da bilinen Zweig, tarihte önemli adımlar atan değerli kişilerin hayatlarının yazılması gerektiği düşüncesine sahiptir ve bu durum Sigmund Freud ve psikoloji biliminden etkilenmesi sonucu ortaya çıkmış bir durumdur.

Biyografilerinden en çok ses getirenleri şunlardır: Rotterdamlı Erasmus, Montaigne, Maria Antoinette, Romain Rolland, Macellan, Fouche, Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski;

Kendileriyle Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche; Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy.

Stefan Zweig'ın Yaşamı ile Eserleri Arasındaki İlişki

Zweig’in oluşturduğu eserlerin genelinde otobiyografik öğeler göze çarpmaktadır. Çünkü insanlar her ne olursa

olsun kendi yaşantılarının etkisi olmadan bir kurmacayı oluşturamazlar. Zweig’e göre de bu böyledir.

Stefan Zweig da çoğu yazarda olduğu gibi yaşamında onu etkileyen olayları, kişileri veya durumları eserlerine konu edinmiştir. Stefan Zweig'ın eserlerine genel olarak bakıldığında, yazarın Yürek Çöküntüsü adlı eserini annesi Ida Brettauer ve babası Moritz Zweig'dan etkilenerek kaleme aldığı görülmektedir. Ida Brettauer, bankacı zengin bir aileden geliyordu, bu yüzden beklentileri çok yüksekti, buna ek olarak oldukça kibirli ve kendini bir şey sanan tavırlar içerisindeydi.

Freud ile olan dostluğunun pekişmesinden sonra, psikolojiye ilgi duyan Zweig, o tarihlerde yazdığı eserlerde mutlaka insan tahlili, iç dünya ve psikanalizin bulunduğu gözden kaçmamaktadır. Örneğin 1927'de kaleme aldığı Bir Kadının Yaşamından 24 Saat adlı eserinde Freud'un öğretilerinden etkilenmiş olacak ki, söz konusu eserde kadının iç dünyasını ve hissettiklerini vurgulamaktadır.

Yine 1934 yılında Gestapo'nun Zweig'ın evini saygısızca araması sonucunda ülkesini terk etme isteğinin ardından birçok ülkeye gittikten sonra, yolu Brezilya'ya düşen Zweig, kafasında ülkesinin durumunu ve ülkesinde hüküm süren zorbalığı taşıyarak yaptığı Brezilya seyahatinden etkilenerek 1938- 1941 yılları arasında Satranç adlı eserini kaleme almıştır.

Yazar, 1939 yılında kaleme aldığı Merhamet adlı eserinde kendi hayatının dönüm noktasından yola çıkmıştır. Sürgün yıllarında Zweig, yoğun olarak sürdürdüğü yazarlık işleri için bir sekretere ihtiyaç duyuyordu ve Yahudi mülteci organizasyonu Woburnhouse'dan Lotte Altmann adında genç bir bayanı işe aldı.

Son olarak eserleri ve hayatı ile paralellik gösteren durumlardan bir tanesi de Zweig'ın 1931'de kaleme almış olduğu ancak hayattayken kati suretle yayımlamak istemediği Değişim Rüzgarı adlı eserinde, ölümünden tam on bir yıl önce kafasında tasarladığı ve 1942 yılında gerçekleştirdiği ölüm stilidir.

Stefan Zweig'ın Eserlerindeki İntiharlar ile Kendi İntiharı Arasındaki İlişki

Birçok yazar, kafasındaki düşünceleri eserlerinde üstü kapalı bir biçimde konu edinir, bazıları ise hayatlarında büyük yer kaplayan düşünceleri alenen aktarır. Yazar, yazar olabilmesi için sahip olduğu düşünceleri aktarabilmelidir. İnsanları yazmaya iten kafasındaki şeylerdir, yaşamlarıdır, duygularıdır. Stefan Zweig'ın da beynini yıllardır intihar düşüncesi meşgul etmektedir. Bu durumu, daha önce de belirtildiği gibi 1931 yılında kaleme almış olduğu Değişim Rüzgarı adlı eserinde açıkça yazmıştır. Ne gariptir ki bu eseri yazma tarihi 1931 ve de intihar tarihi 1942 yıllarıdır. Aradan tam on bir yıl geçmiştir ve Zweig'ın hayattayken asla yayımlanmasını istemediği bu eserde, açık bir şekilde kendi intiharını yazmıştır. Söz konusu eseri ve Zweig'ın hayatını incelediğimizde Zweig'ın hoşnut olmadığı yaşamında derin bir huzursuzluğa kapıldığı ve bir an önce hayatını sonlandırmak istediği görülmektedir.

Sürgün Edebiyatı

Zweig'ın sürgün yaşamına bakıldığında, yazarın asıl ait olduğu edebi dönemin Sürgün Edebiyatı olan Exilliteratur olduğu görülmektedir. Alman Edebiyatı'nın bu dönemi, Hitler Almanya’sının etkileriyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Yahudi asıllı yazarların, antifaşist bir tutum sergileyerek oluşturdukları bir dönemdir.

Sürgün Edebiyatı'nın tarihi gelişimine bakıldığında, 30 Ocak 1933'te güç kazanan Adolf Hitler'in Yahudilere karşı yavaş yavaş yaptırımlara başlaması, 10 Mayıs 1933'te kitapların yakılması durumlarına, edebiyat, kültür ve sanat camiası büyük tepki gösterdiği görülmektedir. Elbette ki bu tabakanın tepkisi, kendi eserleri yoluyla gerçekleşmiştir.

Hikâye ve Romanları:

·       1900, Unutulmuş Rüyalar

·       1900, Prater’de Bahar

·      1901, Bir Kaybeden

·       1901, Karda

·       1901, İki Yalnız Ruh

·       1903, Hayatın Mucizeleri

.       1904, Erika Ewald’ın Aşkı

·       1904, Ormanın Üstündeki Yıldız

·       1906, Yaz Novellası

·       1907, Mürebbiye

·       1908, Kızıl Humma

·       1910, Bir Çöküşün Öyküsü

·       1911, Alacakaranlıkta Bir Öykü

·       1913, Yakan Sır

·       1920, Korku

·       1920, Mecburiyet

·       1922, Ebedî Kardeşlerin Gözleri

·       1922, Olağanüstü Bir Gece

·       1922, Bilinmeyen Bir Kadından Mektup

·       1922, Ay Işığı Geçidi

·       1922, Amok

·       1925, Görünmez Koleksiyon

·       1927, Bir Yüreğin Çöküşü

·       1927, Mülteci/Cenova Gölü Kazası

·       1927, Karışık Duygular

·       1927, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

·       1929, Sahaf Mendel

·       1935, O Muydu?

·       1935, Leporella

·       1939, Sabırsız Yürek

·       1942, Satranç

·       1976, Geçmişe Yolculuk

·       1981, Clarissa (bitmemiş romanı)

·       1982, Geç Ödenen Bedel

·       1982, Değişim Rüzgârı (bitmemiş romanı)

 Biyografileri ve Tarihî Eserleri:

·       1910, Emile Verhaeren

·       1920, Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski

·       1921, Romain Rolland

·       1925, Kendileriyle Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche

·       1927, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

·       1928, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy)  1929, Joseph Fouché

·       1932, Mesmer, Mary Baker-Eddy, Freud (Ruh Yoluyla Tedavi)

·       1932, Marie Antoinette: Vasat Bir Kadının Portresi

·       1934, Rotterdamlı Erasmus

·       1934, Maria Stuart

·       1936, Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e

·       1938, Macellan

·       1941, Brezilya: Geleceğin Ülkesi

·       1942, Amerigo

·       1942, Dünün Dünyası) (Otobiyografi)

·       1946, Balzac

 Oyunları:

·       1907, Tersites

·       1912, Denizdeki Ev

·       1917, Jeremias

Kaynak: Stefan Zweıg'ın Eserleri Örneğinde Hiyerarşinin Hümanizme Etkisi Yüksek Lisans Tezi, Şebnem Çakıroğlu, 2015.

Stefan Zweıg ve Şevket Süreyya Aydemir’in Politik Biyografilerinin Mukayeseli İncelemesi, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Ender Koçyiğit, 2018.

Kullanıcı Yorumları

Henüz hiç yorum yapılmadı.

Yorum Yap

Yorum yapmak için kullanıcı hesabınızla giriş yapmalısınız!

Giriş yapmak için lütfen tıklayınız.